lost in translation

iyi film. güzel film.
fakat japonlara olan az biraz sempatimi alıp götürmüş film. izleyip de reklam filmini çeken japon yönetmeni, program sunucusunu elleriyle boğmak istemeyen kaç kişi vardır.
ayrıca bir sahnede kısa, koyu saç renkli yüzlerce japon arasında yolun karşısına geçen bir scarlett johansson vardır ki, ışıl ışıl parlamaktadır.
japonlara çok ayıp etmişler, sanki bütün bi millet uyuz insanlardan oluşuyormuş havası vermişler.

dedelerin laneti

<bkz: danimarka'dan soğuma nedenleri>

butun erkeklerin ayni oldugunu dusunmek

sıradan bir kadının düşüncesi. " ayyh erkek değil mi hepsi aynı" diyerek kendi sıradanlığını kurtarıyor.
bütün erkekler farklı olsa kendisi de farklı olmak zorunda kalacak yoksa.

osym

sonisphere festival varken sınav yapan kurum. çok ayıp ettiniz çok.
<bkz: sonisphere vs lys>

facebook profillerine inci sozluk saldirisi

saldırı sonucu "beğen" butonu "adam haklı beyler" butonuna dönüşmüş-tü düzelttiler.

unutulmaz film replikleri

"bir fikir uğruna bir insan öldürmek; fikri savunmak değil bir insan öldürmektir" notre musique

heaven

neveroddoreven albümünden şahane i monster parçası. bitemeyen yolculukları video klibe dönüştürme aparatı.

http://fizy.com/s/1893wg

sözleri:

i look at you
and before my eyes it's true
the girl of my dreams
is not quite what she seems

open your door
turn on the light
show me some more
tell me it's alright

heaven is inside you
heaven when i ride you
heaven do you want me
is heaven just in my mind ?

i look at you
at everything you do
the words in your head
still remain unsaid

open you eyes
inflatable girl
lose the disguise
release me from your spell

turklerin birbirlerine sorry demesi

<bkz: birbirlerine what the fuck diyen türkler>

ercan havalimani

gitmedim görmedim ama ismi pek bi güzel geldi. sarkıtılan sepete hemen geliveren bakkalın dükkanının adı gibi. bildiğin mahalle bakkalı işte ya.
ercan diye havalimanı mı olur lan?
hayret yazılmamış: semih cumhuriyeti

royksopp

vision one gibi bir parça yapmışlar ya, aynı gezegende olduğumuz için seviniyorum. sonra çok uzakta oldukları için biraz üzülüyorum. tarifsiz.

http://fizy.com/#s/1ci14e

sevginin gucu

az sonra başlayacak olandır.
http://live.dinamo.fm/

edit: hala başlayamayan. günleri şaşırmış olma ihtimalim var.

bi edit daha : sanırım bu günlük patatese çıkmış yayındır. bekliyoruz yine de.

beyin bedava

hayatımda bi kere bu adam kadar rahat olaydım ah neler neler.. dedirtmiş manyak kişilik.
şaka tabii böyle rahat mı olunur, kafanın içi tertemiz besbelli. o kadar jöleyi vur sonra bedava de gez. bedavayken bi tane daha bul abicim sen o beyinden, yakmışsın sen onu.

http://i49.tinypic.com/ffddp5.jpg

fizy.com

şimdilik çok az mood bulunduran site.
<bkz: stereomood>

yalnizlik

2010 guney afrika dunya kupasi'nda yunanistan takımının bir maçını izlemek. forvet oyuncusunun yerine kendini koyduğunu hayal etmek.
aman aman.

owen wilson

1996 yapımı bottle rocket filminde gördüğümde; "hassiktr lan owen wilson'mı bu" dedirtmiş aktör.
nereden nereye.
http://www.deep-focus.com/.../1280_bottle-rocket.jpg

bored to death

jason schwartzman ve zach galifianakis'li bağımsız sinemaya yakın duran hbo dizisi.
galiba bu sefer aradığım diziyi buldum dedirten, sanırım jason schwartzman'dan olsa gerek wes anderson tadı aldığım-ki aslında öyle bir durum yok- güzel dizi.
şarap ve ot bağımlısı, ilk romanıyla başarı yakalamış fakat bir türlü ikinci romanını yazamadığından hayatı inişe geçmiş ve üstüne üstlük sevgilisi tarafından terk edilmiş jonathan ames karakterinin hikayesi.
müzikler enfestir. yalnız müzikleri için bile izlenebilir. sit-com değildir.

dunyadaki tum zenciler kirk yasindan buyuktur

-senegalliler dahil değil
diye devam eden, ah muhsin ünlü'nün bir şiirinden bir dize.

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü

requiem for a dream

gördüğüm yerde kaçma isteği uyandıran film. izledikten sonra saatlerce uyuyamamıştım ki hiç uykusu yokken bile 10 saat uyuyabilen biriyim. odamda görüp "ne olaki bu" diyerek filmi alıp izleyen bir arkadaşımda da aynı etkiyi yaptığını gördüm. "belasını versin o yönetmenin" demişti.
iyi filmdir.

manita

sevgili yerine kullanılan en boktan kelimelerden. böyle konuşan birinin sevgilisi-pardon manitası- olabilen insanlar da var mesela dünyada.

fransiz sinemasi

nedense sıkıcı, bitmiycek mi lan bu film havasında yaklaşılan sinema. böyle bir şey var kafalarda nedense ve anlamış değilim.
aile ile izlenmeyecek filmlerdir çünkü soru sorarlar falan, sarmayabilir. öyle alelade arkadaşlarla da izlenmez. yoksa "abi işkence yapacağını söyleseydin baştan..." gibi sözler duyulabilir, kalp kırabilir.
hollywood sineması ile karşılaştırılması anlamsızdır. hatta bu sinemayı çok seven bir arkadaşım "hollywood makyaj güzeli, fransız sineması uykudan yeni uyandığında bile güzel olabilen bir kadındır" demişti zamanında. severim.